yine bir ofis günü, yine bir vicdan muhasebesi ve yine bir yazı.
çok klişe bir insan oldum ben okur, öyle böyle değil.
şimdi sana öyle komik bir şey anlatacağım ki, allah cezanı vermesin bu nereden geldi aklına şimdi diyeceksin bana.
valla kel alaka ama büyük travmamdan sonra şu 2010-2011 sezonuna baktığımda kimsenin bakmadığı tiplere ilgi duyduğumu fark ettim. asosyal, kendine güvensiz, dangıl dungul konuşan, beni taşıyamayacak tipler. onun bunun burun kıvırdığı, benim ise yaaaaa neden öyle diyorsun bence çok sevimlii! diye pıtırcıklıklarda bulunduğum tipler.
bunun kaynağını araştırdığımda ise nedeninin çok büyük bir yüzdesinin o "büyük" travmam olduğunu buldum (el classico). sanırım aynı olayın tekrar yaşanmaması için insan üstü bir çaba sarf edip kimsenin suratına tükürmeyeceği adamları hedef alıyorum.
ikinci bir neden ise her insanın içinde keşfedilmeyi bekleyen bir cevher olduğuna inanmam. insanları istiridyeye benzetmekten ne zaman vazgeçeceğim bilmiyorum ama bu saçmalığın had safhası huyum yüzünden çok çektim. her insanda cevher falan yok abi, yalan onlar. geçeceksin bunları.
üçüncü ve en derindeki "uyuyan güzel" ise doymak bilmeyen annelik içgüdüm. benden düşkün gördüğüm insanlara inanılmaz bir zaafım var (sanki çok insan üstü bir yaratığım, çok muhteşemim de.....), ki günümüz dünyasında çok kötü bir huy bu. kötüye kullanılmaya çok müsait. ben de gerizekalılık derecesinde saf olduğum için ekstra negatif, haliyle. ama nedense bu huyumdan dolayı çocuğumun ya çok şanslı ya da çok şanssız olacağını düşünmekteyim. ya Shakti gibi 6 kolumla sarıp sarmalayacağım onu, ya da Lamia gibi tek lokmada yutacağım.
gördüğün gibi okur, düşünmek pek iyi bir olay değil. düşündükçe çıkıyor bazı şeyler meydana. cahil mutluluğu denen şey zaman zaman güzel oluyor ya. uyuşuk bir beyinle sadece 1 gün boyunca hiçbir şey düşünmeden koltuğumda oturabilmek isterdim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yaz okurum sen de yaz sesin çıksın biraz!