18 Ekim 2011 Salı

el classico

bu akşam yine iyi değilim.

sesini duymak istiyorum çok pis. ama allahtan mantığım çıktığı uzun soluklu tatilden döndü, iş başı yaptı. lakin kendisi işine pek adapte olamamış olmalı ki sol yanımda duran telefona iki dakika sonra beni yiyecekmiş gibi gözlerimi kocaman kocaman açarak baktığımı fark ettim.

hoş, arasam ne diyeceğim ki? önce can acıtan bir edayla kendimi tanıtıp havadan sudan düğünden falan konuşacağımız bir klişenin resmen kucağına oturacağım. sonrası yine aynı terane.

"niye aradım bilmiyorum, inan bana. belki de sadece sesini duymak istedim. eskiden kolaylaştırırdı bazı şeyleri."

"sen beni gerçekten unutabildin mi? doğruyu söyle ama..."

"yaşadığımız o kadar şeyden sonra bu denli basit bir sorunun cevabı bu olmayacaktı, ben bunu duymayı hak etmemiştim."

"hiç mi değeri yoktu yaşananların ki arkanı bu kadar rahat dönüp gidebildin? bak ben bile gidemedim. gidemiyorum."

"korkuyorsun. ve ben sebebini anlayamıyorum. seni bu kadar çok seven ve hata yaptığında görmezden gelen ya da kişisel olarak algılamayan o kadar insan varken neyden korkabilir ki bir insan???.."

"eski sevgilini eklemişsin msne. ne ayak bölmeyeyim ben konuşuyorsanız falan? he ne bileyim bana zar zor yakayı kurtardım falan demiştin de kalkıp kızı eklemene bir anlam veremedim. ya tabii benim haddime değil, öylesine soruyorum"
(aslında böyle bir şey demem ben ama kendimi kaybedersem ne yapabileceğimi bilmek istemiyorum bile..)

"sahi, benim nemiroffum ne oldu? hiç ettin değil mi puşt!"
(arkasından gelen ufak bir kahkaha)

"toparlanmaya çalışıyorum işte. kim kimi bıraktı belli değil yemin ederim.."

"sen gittikten sonra altüst oldu hayatım. her şey ters gidiyor. eskiden en ufak terslikte seni arardım, ne bileyim hala seni arama ihtiyacı hissediyor olabilirim. alışkanlık...."

"usb'in bende bu arada. sağda solda arama. birileriyle ulaştırırım. düğünde verecektim ama evden çıkarken unutmuşum."

"kilo mu verdin sen? takım elbise bile senin gibi bir maymunu adama benzettiyse adamların önünde eğilmek lazım saygıyla."
(yine kıkırdama)

"nefret ediyorum kendimden seni aradığım için. bir daha böyle bir zayıflık yaparsam açma, olur mu. tek ricam bu."
(tabii bu da içimden söylenecek ve dışa aksettirilmeyecek sözler sınıfında olabilir.)


bu ve türevleri işte.

1 saat civarı bir konuşmadan sonra Raziye yine kendini kendi gözünde küçük düşürmüş, karşı tarafın egosunu arşa kaldırmış, kendi kafasını kendi kendine karıştırmış, yaşadığını bile unutmuş olan bir adam için saatlerce gözyaşı döküyor. ve yine kendi kendine yeminler ediyor, aramayacağım etmeyeceğim diye.

taa ki bir sonraki buhrana kadar.


evet, böyle bakınca o kadar mantıksız ve saçma geliyor ki bunu yapma isteği. ama yine de insan kendini nedense iyi bir şeyle karşılaşacakmış gibi hazırlıyor. sanki ağzının tavanına sıçan o değilmiş gibi hep güzel şeyleri hatırlıyor.

arama isteği gelince direnmeli insan. eskinin "eski" olmasının bir sebebi var, kendimizi kandırmayalım şimdi.

hem eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağmaz mıydı? dedeler böyle dememiş miydi?

az sabret Raziye. az sabret. elbet geçer.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yaz okurum sen de yaz sesin çıksın biraz!