tamı tamına aynı cümleler küçük dudaklarından dökülürken ben de gözyaşlarımı ters osmoz sistemiyle içime akıtıyordum. dışarıda ise kırgın bir dudak hareketi. o kadar.
o : ne olur üzülme. lütfen..
ben : bana bir daha "üzülme" dersen kafanı kıracağım biliyorsun değil mi? yeter.
o : hatuun sen atarlanınca ne tatlı oluyorsun öylee (onun o meşhur piç gülümsemesi)
ben : salak. (sadece ona yapabildiğim kulak memesi kıvamındaki mahcup gülümsemem)
söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmayan insanlar hep bana tehlikeli, daha ziyade kaypak gelmiştir. 24 senelik ömrüm boyunca hep uzak durmaya çalıştım bu insanlardan.
ancak 24. senede bazen de işlerin o kadar kolay olmadığını anlamış bulundum. kafalar karışabiliyor, mantık ile duygular efsanevi derbilerini bitmek bilmeyen bir enerjiyle tekrar tekrar yapabiliyorlardı. ve biz yorulabiliyorduk. saat başı fikir değiştirebiliyorduk.
biz arada kalabiliyorduk mesela. biz hem yürütemeyip hem bitiremeyebiliyorduk.
beceremeyebiliyorduk, üstelik bundan it gibi de korkabiliyorduk.
dün akşam yazımı yazıp koltukta boş boş oturup ev kızı modunda tv izlerken dank etti birden. biz bitmişiz abi. boşa kürek çekiyormuşum ben. biz çoktan tarih olmuşuz da sayfalarımızı karıştırıyoruz; belki de gözümüzde canlanır diye. ama asla yaşayamayacağımızı biliyoruz. o alev yanmış kül olmuş, küllerimizi dürtüyoruz, eşeliyoruz; belki yeniden bir kıvılcım olur diye. ortalığı pisletmekten başka işe yaramıyor halbuki..
o yüzden dua ettim dün akşam beni aramasını beklerken.
ne olur bana güç ver ki onu aramayayım. boka saracak iyice.
ne olur ona daha fazla güç ver ki beni aramasın. buna ihtiyacı var.
değmesin artık ellerimiz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yaz okurum sen de yaz sesin çıksın biraz!